Münafık Allah korkusu olmayan bir varlıktır. Dolayısıyla hayata dair hiçbir konuda ‘imani, ahlaki ya da etik sınırları’ yoktur. Çıkarına uygun olan her şey, onun için ‘iyi’ ve ‘doğru’ olandır. Ve birşey onun menfaatlerini zedeliyorsa, o da münafığa göre ‘kötü’ ve ‘yanlış’ olandır. Allah’ın kendisini her an gördüğüne ve tüm yaptıklarının hesabını ahirette mutlaka vereceğine de inanmadığı için, yalnız kaldığında, kimsenin kendisini görmediğini düşündüğünde her türlü ahlaksızlığı, sahtekarlığı ve alçaklığı yapabilecek bir karaktersizliktedir. İşte bu çarpık bakış açısı münafığın ‘hırsızlık yapmakta da hiçbir sakınca görmemesine’ neden olur.
Tarihin hemen her döneminde, münafıklar inananlardan ‘Maddi manevi her konuda, olabilecek en fazlasıyla istifade etmeye’ çalışmışlardır. Onların zenginliklerine karşı içlerinde derin bir kıskançlık duymuş ve sahip oldukları zenginliğe hep göz dikmişlerdir. Münafıklar bu malları gasp edebilmek ya da çalabilmek için hep bir fırsat kollamışlardır. Münafıkların, inananların mallarını hırsızlık, gasp ya da dolandırıcılık gibi yollarla ele geçirmeye çalıştıklarına dair tarihte pek çok örnek vardır. Resulullah (sav) zamanındaki münafıkların da bu hırsız ve gaspçı karakterlerinden rivayetlerde sıklıkla bahsedilmektedir. Bu dönemde de münafıklar yine Peygamber (sav)’in çevresindeki Müslümanların mallarını mülklerini çalma eğilimindeydiler. Bu konuda en bilinen münafıklardan biri de ‘Tu’me bin Ubeyrik’ dir. Rivayetlerde Nisa Suresi’ndeki bazı ayetlerin Tu’me bin Ubeyrik’in yaptığı hırsızlık üzerine indirildiği anlatılmış, tefsirciler ise ayetlerin yorumlarını şöyle açıklamışlardır:
“Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma. Ve Allah’tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”(Nisa Suresi, 105-107)
“Bu ayetlerin çoğu Tu’me b. Übeyrik hakkında inmiş olduğunda tefsirciler ittifak etmiştirler.” Fakat olayın durumunda birkaç rivayet vardır:
Birincisi: Tu’me zırhlı bir gömlek çalmış, istenince de hırsızlığı bir Yahudiye atfetmiş.
İkincisi: Zırh kendisine emanet olarak bırakılmış, şahit de yokmuş, istenince inkar etmiş.
Üçüncüsü: İstendiği zaman Yahudi’nin çaldığını iddia etmiş…
Tefsircilerin çoğunluğunun tercih ettiklerine göre rivayetlerin özeti şudur: Ensar’ın yanında Zafer Oğulları’ndan Tu’me b. Übeyrik adında birisi, komşusu Katade b. Nu’man’dan bir gece bir un dağarcığı içinde bir zırh çalmış. Dağarcığın yırtığından un dökülerek götürmüş. Zeyd b. Semin adında bir Yahudinin yanına bırakmış. Tu’me aranmış, zırh bulunmamış; almadığına ve bilmediğine yemin etmiş, bırakmışlar. Un izini takip etmişler, Yahudinin evine varmışlar ve bulmuşlar. Yahudi bunu kendisine Tu’me’nin getirip bıraktığını söylemiş ve Yahudilerden şahitlik edenler de olmuş.
Zafer Oğulları Hz. Peygamber (sav)’e gitmişler. Tu’me’nin temiz olduğuna ve Yahudi’nin hırsızlığına şahitlik etmişler ve Tu’me’yi müdafaa edip Müslümanlık adına Yahudilerle mücadele etmesini rica etmişler, Resulullah da görünüşte Müslüman olan Tu’me’nin yeminine ve bunların şahitliklerine dayanarak öyle yapmak istemiş. Bunun üzerine Allah tarafından bu ayetler inmiş ve hain ile temizi doğrudan doğruya bildirerek Resulullah’ı irşad ve hata etmekten korumuştur.
Buna karşı Tu’me Hakk’a teslim olup tövbekar olacak yerde, Mekke’ye kaçmış ve dinden dönmüş. Önce Sülafe binti Sa’d (Sa’d kızı Sülafe) adında bir kadının yanına inmiş. Sonra Selim Oğulları’ndan Haccac b. Allat adında birinin yanına gitmiş, orada da bir hırsızlık yapmış kovulmuş. Daha sonra yine hırsızlık için bir evin duvarını delerken duvar yıkılmış, altında kalmış. Bir rivayette bununla da ölmemiş, Mekke’den çıkarılmış. Araplardan bir tüccar kafilesine karışmış, bunlardan da bir mal çalmış, kaçmış ve fakat tutmuşlar, feci bir şekilde öldürmüşler. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 3, s. 75-81)
Tefsirlerde verilen bilgilere göre, rivayetlerde anlatılan Tu’me isimli münafık zırhlı bir gömlek çalmış, ama olayın tam olarak nasıl gerçekleştiği konusunda bir ittifak sağlanamamıştır. Tu’me, bu hırsızlığı kendisinin değil, o civarda bulunan Yahudi bir kimsenin yaptığını iddia ederek yemin etmiş ve Müslümanları da bu yalanına inandırabilmek için suni deliller oluşturmuştur. Gömleğin çalındığı yerden o Yahudi şahsın evine kadar un çuvalından un dökerek, izin Yahudi olan kişinin evine kadar ulaşması sağlanmıştır. Bu hırsızlık ortaya çıktığında ise, bazı Müslümanlar da boş bulunarak ve bilmeden Tu’me’den yana şahitlik yapınca, Peygamberimiz (sav) Tu’me’yi korumaya karar vermiş, bunun üzerine Allah Nisa Suresi’ndeki bu Kuran ayetlerini indirerek, Peygamberimiz (sav)’e “(Sakın) Hainlerin savunucusu olma. Ve Allah’tan bağışlanma dile.” (Nisa Suresi, 105-106) şeklinde buyurmuştur.
Tu’me bin Ubeyrik, yaptığı bu hainlikle Allah’a, İslam’a, Peygamber (sav)’e açıkça ihanet etmiştir. Müslümanların mallarını haksızlıkla çalmış, gasp etmiş, ardından da Peygamber (sav)’e ve iman edenlere yalan söylemiş, yalan yere yemin ederek tüm Müslümanları aldatmaya çalışmıştır. Hırsızlık yapıp, kendisine sorulduğunda “Ben çalmadım” diye cevap vermiş ve masum bir insana iftira ederek “O çaldı” demiştir. Olayın aslı ortaya çıktığında da, yaptıkları dolayısıyla tövbe etmek yerine, oradan kaçıp Mekke’ye gitmiştir. Ardından da dinden çıkarak, Müslümanlığı terk etmiştir. Sonrasında ise her gittiği yerde yakalanıp kovulup horlanıp aşağılanmasına rağmen, bin bir türlü dalavere yaparak ahlaksızlığına devam etmiştir. Mekke’de sığındığı bir kişinin evinden kovulmuş ardından bir başkasının yanına gitmiş ve orada da aynı alçak karakteri göstererek yine hırsızlık yapmıştır. Oradan sonra gittiği bir başka evde de yine hırsızlık yapmak için evin duvarını delerken duvar yıkılmış ve kendisi de bu yıkıntının altında kalmıştır. Rivayetlere göre buradan sağ olarak çıkmış ve tekrar bir tüccar kafilesi arasına karışıp kendisini bir tüccar gibi tanıtarak orada da yine hırsızlık yapmıştır. Bu olaydan sonra kendisini yakalayan kimseler ise Tu’me bir Ubeyrik’i döverek öldürmüşlerdir.
Bu münafık, küfrün Müslümanlar gibi halim selim, güzel ahlaklı, adaletli insanlar olduğunu sanmış, Müslümanlara yaptığı alçaklığı onlara da rahatlıkla yapabileceğini düşünmüştür. Oysaki Müslümanlar Allah’tan korktukları için ona bu ahlakı göstermektedirler. Küfürdeki insanlar ise, adaleti kendilerinin sağlayacaklarını düşünerek acımasız yöntemlerle; işkence yaparak ve döverek bu münafıktan intikam almak istemişlerdir.
Allah, yaptığı hırsızlıklarla bu münafığı hayatı boyunca rezil rüsva etmiştir. Çaldığı mallar ona bir nimete dönüşmemiş, Allah her yaptığı alçaklığı ona ömrü boyunca hep belaya ve fitneye çevirmiştir. Allah münafığın hayatının dünyada da ahirette de, her zaman felaketle sonuçlandığını Müslümanlara göstermiştir.
Tu’me bin Ubeyrik’in tüm bu eylemleri de, münafığın ne kadar oyuncu, hilebaz, dolandırıcı ve oyuncu olabileceğini açıkça ortaya koyar. Peygamberimiz (sav) de “… Yemekleri gasp ve yağmadır. Ganimetleri hile ile kazançtır…” (İmam Ahmed ve Bezzar/Cem’ul Fevaid, Hadis No: 8110) sözleriyle münafıkların bu ‘gaspçı, yağmacı karakterlerine’ ve ‘hile ile sahtekarlık ve dolandırıcılık yaparak kazanç elde ettiklerine’ dikkat çekerek Müslümanları, münafıklardan gelebilecek böyle bir fitneye karşı tedbir almaları için uyarmıştır.